English French German Italian Japanese Chinese Russian Spanish
Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Son Makaleler
Admin
Hakkımızda.!!!

Sitemiz normalde 2002 yılında hayata geçmiş isim hakkı alınmıştır. Fakat gerekli zamanların oluşturulamaması ve maddi Devamı..

Facebook
Haber Bülteni
Ad Soyad :
E-Mail :
Köy Tarih Araştırmaları

Çaycuma’nın kuzey yönünün 7. km.sine düşen ve 500 yıl önceki kayıtlarda Bolu Sancağı dâhilindeki Hızır Bey İli Kazasına bağlı Karye-i Karye- Çömlekçi Divanı olarak kayıtlara geçen ve bugün de Çaycuma ilçesine bağlı olarak aynı adla varlık gösteren yamaç yerleşmesinin koşullarına göre tepe ve düzlüklere serilmiş Çömlekçi, Akpınar Köyü ile ortaklaşa yararlandığı bölgenin yüksek dağından Gali Dağıyla komşuluk ilişkilerini sürdüren Saltukova Kasabasının karşısında bulunan Çomranlı Köyü;

Köy, başlı başına bir varlık. Yöresinden aldığı kendine özgü üretim etkinliklerini coğrafyasında sürdürdükçe bu varlık da sürüyor. Köyler adı ile tarih yazıyor ve geleceğe de adı ile kalıyor, tabi kamu otoriteleri tarafından gereksiz yere adları değiştirilmediği sürece.

Filyos Çayı tarihte eski uygarlıklardan Bitinya ve Paflagonya’nın sınırı. Bu çayın doğusu Paflagonya, batısı Bitinya.

1530 kayıtlarına göre Yedi Divan olarak kayıtlara geçen, sonra da 1800’lü yıllardan günümüze kadar bu Yedi Divan’ın bir kısmı Perşembe olarak bilinen idari yapılanma ile 1530’larda Hızır Bey İli (Çeharşenbe dahi dirler), yani Çarşamba, şeklinde kayıtlara geçen ve hala Perşembe tarafının halkınca Çarşamba olarak adlandırılan Çaycuma’nın da içinde kaldığı ve Çömlekçi Köyü’nden başlayıp Devrek’i de içine alarak Mengene kadar dayanan idari yapılanmanın da doğal sınırı oluyor, Filyos Çayı. Bu çayın Doğusunda Perşembe, Batısında da Çarşamba (Çaycuma) varlık gösteriyor.

Çomranlı olarak adlandırılan bu köy Hamit Kalyoncu’nun 2005 yılında basılan Kömürde Açan Çiçek adlı esrinin 58. sayfasında, 1850 yılı Viranşehir Sancağı, Hisarönü Kazasına bağlı Çumranlı Karyesi olarak geçiyor. 1850 tarihindeki kayıtlarda Çumranlı olarak geçen Çomranlı, 1530 yılı Bolu Sancağı kayıtlarında geçmiyor.

1530 Tarihli Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defterinin 670. Sayfasında Kastamonu Sancağı, Boy-abad Nahiyesi, Çomran Karyesi olarak bir kayıt bulunuyor. Bu kayıttaki Çomran’la bugün Çaycuma sınırları içinde bulunan Çomranlı arasında bir bağ kurmak eldeki kaynaklara göre mümkün olmuyor.

Çomranlı Köyünün Tarihi ve Adının Kaynağı

1530’lardan sonra buralarda varlık gösteren Çomranlı Köyünün adının kaynağı ile ilgili birkaç görüş ileri sürülmekte. Bu görüşlerden birisi,  Çomranlı sözünün Çorum sözünden bozulmuşu olduğu, hatta sadece Çorum sözünün bozulmuşu değil hanlı sözcüğünün de Çomranlı sözünde bulunduğu ifade edilmekte. Kısacası Çorumhanlı’dan Çomranlı’ya dönüştüğü şeklinde. Çorumhanlı’nın Çomranlı’ya dönüşmesini doğrusu pek anlamış değilim.

 1530 Tarihli Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defterinin 448., 454., 439. ve 440. sayfalarında Mengen ve Gerede’de geçen Çorum-viran sözünden Çomranlı olabileceği görüşüne uyacak yaklaşımlarda bulundum. Bu konuda araştırdıkça Çorum-viranlılardan Çomranlı’ya bir evirilmenin olamayacağı kanaatim Çomran sözüyle karşılaştıktan sonra değişti.

Araştırmalarda; yer adları, kültür tarihi bakımından çok büyük bir önem taşır. Anadolu’nun ve Rumeli’nin Türkleşmesinde de görüldüğü gibi Türkler, çeşitli geleneklere bağlı olarak yer adı vermektedirler. Bazen milli kültürün bir parçası olarak Orta Asya’daki yer adları, Anadolu ve Rumeli’deki benzer yerlere verilmiştir. Bazen, bir boy veya oymak, yerleştiği yere boyunun veya oymağının adını vermiştir. Bazen, boy beyi veya boyun bir büyüğünün adı verilmiştir. Bunların yanı sıra arazi şekline, yerleşme esnasındaki bir olaya, eski bir totem olan ve silik izleri hatıralarda devam eden bir hayvanın adına göre de isim verilir veya alınırdı,” görüşü hep vurgulanmaktadır.

 Yukarıya çizilen çerçevede Çaycuma ilçesine bağlı Çomranlı Köyü’nün adının kaynağına ışık tutacak görüşler,

Köyün adı, Çomranlı. Peki, bu ad nereden geliyor? 

Çomranlı sözcüğü ile ilgili olarak Başbakanlık Arşiv Belgelerine göre Cevdet Türkay tarafından hazırlanarak eser haline getirilmiş olan Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatler adlı eserin 260. sayfasında ÇOMDAN, ÇOMRAN(COMDAN, COMRAN) maddesi yer almaktadır. Bu maddede: ÇOMRAN adlı cemaatin, yani topluluğun Meraş ve Kars-ı Meraş'ta bulunduğu ve Yörükan Taifesinden olduğu kayıt altına alınmıştır. Yörükan Taifesi, sürüleriyle yaylacılıkla yaşamlarını devam ettiren, yürüyen, hareket halindeki,  Türk topluluğu demektir. Bu topluluk, Meraş ve Kars-ı Meraş Dulkadiroğlu beyliği toprakları içinde bulunmaktadır. Osmanlı döneminde en son yıkılan Türk beyliklerinden biri olan Dulkadiroğlu Beyliği 1522 yılında tarih sahnesinden silinir. Dolayısıyla bu beyliğin topraklarındaki topluluklar da bir daha bir araya gelip tekrar beylik kuramasınlar diye Osmanlı tarafından İmparatorluğun topraklarının değişik bölgelerine dağıtılarak zorunlu iskâna tabi tutulur. İşte, ÇOMRAN topluluğu da 1530 yılında Kastamonu Sancağı, Boy-abad Nahiyesine bağlı olarak kayıtlara geçen Çomran Karyesi varlık göstermesine rağmen Bolu Sancağında 1530’larda Çomran topluluğu veya onlara ait bir köy görülmemektedir. Bugün Çaycuma’ya bağlı olarak varlık gösteren bu köy, 1800’lü yıllarda buralarda var olduğuna göre 18.yy.dan önce 16. yy.dan sonra buralara yerleştiği varsayılabilir.

Bir varsayıma göre 17. yüzyıla doğru Çaycuma bölgesinde varlık göstermeye başlayan Çomranlı, buralara ÇOMRAN’dan geldikleri için ya da ÇOMRAN topluluğundan oldukları için topluluğa ÇOMRANLI denilmesi, dilbilgisine ve yukarıya aktarılan ad vermede Türklerin gelenek ve kültürleri ile ilgili görüşe uygun düşmektedir.

Çomran sözü bir sülale, cemaat, topluluk adıdır. Bugün Çomranlı’da yaşayan Çomran sözü, atalardan buralarda geriye kalan bir hatırattan başka ne olabilir ki… Araştıran Seyfettin CEYLAN

KÖYÜN TARİHİ: 16. 17. yüzyılda kurulduğu kanaati güçleniyor. Köyün tarihine ışık tutması bakımından,DULKADİROĞLU BEYLİĞİ HAKKINDA aşağıya aktarılan araştırmaya da bakmak yararlı olacaktır. Bu araştırma Kahraman Maraş Şehir Portalından alınmıştır. "XIII.yüzyıl sonlarında Halep ile Antep arasındaki bölgeye yerleşen Bozok Türkmenleri, Memluk Türk Devleti'nin kuzeye doğru başlattığı akınlarda bazen Memluk kumandanlarının emrinde, bazen de kendi istekleriyle Çukurova'daki Ermenilerin üzerine veya Moğol hakimiyeti altındaki Anadolu içlerine doğru akın yapıyorlardı. Türkmenler, Memluk fetihleri arkasından Antep'ten Elbistan'a kadar uzanan bölgeleri ele geçirdiler. Türkmenler, Antakya'dan başlayıp kuzey-doğu yönünde Maraş'a kadar uzanan Amanos Dağları'nın doğu vadisinde kışlarlar, yaz gelince de vadinin kuzeyinde Binboğalar, Berit, Nurhak, Akçadağ ve Tohma Vadisi ile çevrili yaylalara çıkarlardı. Bu Türkmenler, Oğuzların Bozok koluna mensup Bayat, Afşar ve Beydili beyleri idi. Dulkadiroğulları Beyliği'ni kuran Türkmenlerin hangi boydan geldiği kesin olarak bilinmemekle beraber, Dulkadir halkının çoğunluğunun Bayat boyuna mensup Türkmenler olması sebebiyle, beyliğin kurucularının da Bayatlar olması mümkündür.

Mısır ve Suriye'ye sahip Memluk Sultanı En-Nâsır Muhammed b.Kalavun, ülkesinin Suriye sınırları güvenliğini sağlamak amacıyla Dulkadirlilerden Zeyneddin Karaca Bey'e hilât ve hediyeler vererek onun Elbistan naipliğine atadı (1337). Böylece Dulkadir Beyliği kurulmuş oldu. Dulkadir Beyliği Memluklulara bağlı olmakla beraber Zeyneddin Karaca Bey, Memluk Devleti'ndeki taht kavgalarından istifade ederek bağımsız hareket etmek istedi ve beyliğinin hudutlarının Halep'e doğru genişletmeye çalıştı. Zeyneddin Karaca Bey, bir yandan topraklarını Suriye'ye doğru genişletirken bir yandan da kuzeye doğru Eretna devleti topraklarına akınlarda bulundu. Hatta 1348 yılında Karacabey Melik Zâhir unvanını alarak bağımsızlığını ilan etti. Fakat 1353 yılında Memluklara yenilerek Kahire'de idam edildi. Zeyneddin Karaca Bey'in idam edilmesinden sonra onun yerine oğlu Halil Bey Dulkadir Beyi oldu.1354 yılından 1386 yılına kadar Dulkadir Beyi olan Halil Bey zamanında beyliğin hudutları Zamantı'dan (Pınarbaşı) Harput'a kadar genişledi. Halil Bey de babasının politikasını takip ederek bağımsızlığını ilan etmek istedi ise de Memluklar buna izin vermediler. Dulkadir ailesi arasına fitne sokarak 1386'da Halil Bey'i kendi ailesinden olanlara öldürttüler. Halil Bey'in öldürülmesinden sonra Dulkadir Beyliği'nin başına Sevli Bey (Suli Bey) geçti. Sevli Bey zamanında Memluklar, Dulkadir Beyliği arazisine hakim olmak istediler. Bu yüzden iki taraf arasında bir çok savaş oldu. Dulkadirlilerin bu savaşlarda başarılı olmaları nedeniyle Memluk Sultanı Berkuk onun beyliğini tanımak zorunda kaldı. Sevli Bey, beyliğinin topraklarını genişletmek için Memluk topraklarına ve Kilikya Ermenileri üzerine akınlar yaptı. Sevli Bey'in Memluklar için tehlikeli olmaya başladığını gören Berkuk, 1398 yılında bir suikast düzenleterek onu ortadan kaldırdı. Sevli Beyin öldürülmesinden sonra yerine oğlu Sadaka, Dulkadirlilerin başına geçmesine rağmen amcasının oğlu Nasreddin Mehmet Bey, onun beyliğini tanımayarak 1399'da Dulkadir hükümdarı oldu. Nasreddin Mehmet Bey Dulkadir tahtını elde etmek için Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezit'den yardım istedi. Nasreddin Mehmed Bey Yıldırım Bayezit'in desteği ile Dulkadir hükümdarı oldu. Bundan dolayı Osmanlılar ile Memluklar arasında 1515 yılına kadar devam edecek olan Dulkadir Beyliği üzerindeki hakimiyet mücadelesi başladı. Nasreddin Mehmet Bey, Timur'un Anadolu'yu istilası sırasında ona karşı çıkarak Osmanlı yanlısı bir politika izledi. Bu yüzden Timur kuvvetleri Elbistan'a doğru yürüyerek burayı tahrip ettiler. Bir yandan varlığını devam ettirebilmek için Osmanlılardan yardım alırken, bir yandan da Memluklarla dostane ilişkiler kurdu. Karamanoğulları ve Ramazanoğulları ile mücadele etti ve Kayseri şehrini 1436'da Karamanlılardan aldı. Kayseri şehrinde Nasıriye Medresesi'ni kurarak Kayseri kalesini yeniden yaptırdı. Uzun yıllar Dulkadir hükümdarı olan Nasreddin Mehmet Bey 1442 yılında öldü. Nasreddin Mehmed Bey'in ölümünden sonra Dulkadiroğulları Beyliği'nin başına Süleyman Bey geçti. Onun zamanında Dulkadir-Osmanlı ilişkileri gelişti. Süleyman Bey kızı Sitti Mükrime Hatun'u II.Murad'ın oğlu II.Mehmed'e (Fatih'e), diğer kızını da Memluk Sultanı Zahir Çakmak'a verdi. İki büyük devletle akrabalık tesis ederek beyliğini Karamanoğulları ve Akkoyunlulara karşı savunmak için destek sağladı. Alaüddevle Bozkurt Bey'in babası olan Süleyman Bey, Maraş'taki Ulu Camii'yi yaptırdı. Süleyman Bey'in 1354 yılında ölümünden sonra yerine oğlu Melik Arslan Dulkadir hükümdarı oldu. Onun zamanında Dulkadirliler ile Akkoyunlular arasında savaşlar oldu. Dulkadirlilerin elinde bulunan Harput (Elazığ) Uzun Hasan tarafından alındı ve Dulkadirlilerin başkenti Elbistan, Akkoyunlu ordusu tarafından tahrip edildi. Memluk Devleti ile arası açılan Melik Arslan Bey, Memluk Sultanı Hoşkadem'in bir fedaisi tarafından Elbistan'da camide ibadet ederken 1465'de öldürüldü. Melik Arslan'ın öldürülmesinden sonra kardeşi Şahbudak Bey Dulkadir Bey'i oldu. Ancak kardeşinin öldürülmesinde rolü olduğu gerekçesiyle halk tarafından kendisine itibar edilmedi. Bu arada Fatih'in desteğini sağlayan Şehsuvar Bey Dulkadir hükümdarlığını 1466'da ele geçirdi. Fatih'in yardımı ile Dulkadirlilerin başına geçen Şahsuvar Bey, üzerine gönderilen üç Memluk ordusunu mağlup etti. Kazandığı zaferlere güvenerek Osmanlılara cephe alan Şehsuvar Bey'e, Fatih sağladığı desteği çekti. Bu yüzden Memluklulara karşı direnemedi ve 1372 yılında yakalanarak Kahire'ye götürüldü. Memluk Sultanı Kayıt Bey'in emriyle Babü'z-Züveyle (Züveyle Kapısı)'de 1372'de idam edildi. Memluk Sultanı Kayıtbay'ın desteği ile Şahbudak Bey ikinci kez Dulkadir Bey'i olarak tayin edildi. Ancak Osmanlı Sultanı Fatih, yanında bulundurduğu Şahbudak Bey'in kardeşi Alaüddevle Bozkurt Bey'e destek vererek onun Dulkadir hükümdarlığını 1480'de ele geçirmesini sağladı. Alaüddevle Bozkurt Bey ilk yıllarında Osmanlıların yanında yer aldı. Üzerine gönderilen Memluk Ordularını mağlup etti. Dulkadir Beyliği yüzünden Osmanlı-Memlük ilişkileri bozuldu. Çukurova'da hakimiyet mücadelesi yüzünden başlayan Osmanlı-Memlük savaşları 1485-1491 yılları arasında devam etti. Alaüddevle Bey kızı Ayşe'yi II.Bayezit'e verdi. Bu evlilikten Yavuz doğdu. Alaüddevle Bozkurt Bey'de Yavuz'un dedesi oldu. Alaüddevle Bozkurt Bey, Memlük ve Osmanlı toprakları arasında kalan beyliğinin devam edebilmesi için her iki devlet ile de yakın ilişkiler içine girdi. İzlediği denge politikası ile uzun yıllar beyliğin başında bulundu. Ancak 1501'de Tebriz'de kurulan Türk Safevi Devleti ile mücadele etmek zorunda kaldı. Safevi hükümdarı Şah İsmail Anadolu'yu ele geçirmek istiyordu. Dulkadir topraklarına giren Şah İsmail 1507 yılında Elbistan'ı aldı ve burayı baştan başa tahrip ederek Maraş'ı da ele geçirdi. Şah İsmail'in çekilmesinden sonra Alaüddevle Bey Maraş ve Elbistan'ı yeniden ele geçirdi. Ancak Elbistan öyle tahrip edilmişti ki, bu yüzden başkenti Maraş'a taşıdı. Bundan sonra Alaüddevle Bey, Osmanlılara karşı Memlüklerin yanında yer almaya başladı. Hatta ezeli düşmanı Şah İsmail'in üzerine Yavuz'un düzenlediği Çaldıran Seferi'ne çağırıldığı halde katılmadığı gibi, Şah İsmail ile de ittifak kurdu. Alaüddevle Bey, Yavuz'un yanında bulunan kardeşi Şehsuvar Bey'in oğlu Ali Bey'in Osmanlılar tarafından desteklenmesini hoş görmüyordu. Bu yüzden Çaldıran Savaşı'na giden Osmanlı ordusunun iaşe yollarını keserek, teçhizatlarını yağmalattırdı. Yavuz Sultan Selim 1514 yılında Çaldıran zaferini kazanınca Dulkadir Beyliği'ni ortadan kaldırmak için harekete geçti. Kayseri sancak beyliğine getirilen Şehsuvaroğlu Ali Bey'e, Dulkadir toprakları alındığı taktirde kendisine verileceğini taahhüt etti. 1515 yılında Ali Bey ve Rumeli Beylerbeyi Sinan Paşa, Alaüddevle Bey üzerine gönderildi. 13 Haziran 1515'de Göksun yakınlarında Turna Dağı'nda Osmanlılar ile Dulkadirliler arasında yapılan savaşta Alaüddevle Bey yenilerek dört oğlu ile birlikte idam edildi. Böylece Dulkadiroğulları Beyliği fiilen sona ermiş oldu. Yaklaşık olarak 180 yıl devam eden Dulkadiroğulları Beyliği, Osmanlıların Anadolu'da kendilerine kattıkları son beyliktir. Dulkadiroğulları Beyliği; Kırşehir-Bozok-Kayseri-Pınarbaşı, Elbistan, Harput-Maraş-Kadirli-Antep gibi geniş bir alanda hakimiyet sürmüştü. Sözü edilen bu şehirlerde Dulkadiroğullarından kalma birçok cami, kale, medrese, mescid vs. eserlere rastlanmaktadır.